Kitap Projesi 4. Bölüm 1. Parça

Eylül 15, 2019



                                                                     
  Umay, heyecanına yenik düştüğü, uykusuz geçen gecenin sabahında ofisin yolunu tuttu. O sabah hava, dünkü kadar kötü değildi ama yine yağmur vardı.

“Herhalde bu sene yaz hiç gelmeyecek”
 diye düşünüyordu.  

 Yaza çeyrek kala İstanbul, şiddetli sağanakların, fırtına ve hatta İstanbul’da yaşayanların görmeye hiç alışık olmadığı hortumların gölgesinde sönük bir bahar yaşıyordu. Levent metro çıkışında esen rüzgârla birlikte yüzüne çarpan iri yağmur damlaları, içinde bir an önce ofiste olma isteği yaratmıştı.  İş görüşmesine ıslak durumda gittiği yetmez gibi ofisteki ilk gününü de ıslak kıyafetlerle geçirmek istemiyordu. Hele ki taşıdığı hastalığın soğukla, ıslak kıyafetlerle arası hiç hoş değilken, işteki ilk gün hastalanmayı düşünemezdi bile... Bu sebeple ıslanmadan, oldukça hızlı adımlarla ofise doğru ilerledi…
  
 Kendisine dün profesör tarafından verilen anahtarla ofisin ağır, çelik  kapısını açtığında içerinden gelen yoğun pipo kokusu genzini yaktı. Sigarayı bırakalı altı ay olmuştu ve tütün kokusu onu, rahatsız olmak ile tekrar bu illete başlamak arasında bir yerde, çok ince bir çizgide karasız kılıyordu.  İçeri girip kapıyı kapattı. Etrafa şöyle bir göz gezdirdi. Her taraf çok dağınıktı. Muhtemelen Profesör dün gece sabaha kadar çalışmıştı. Her yer kitaplar ve kâğıt parçaları ile doluydu. 
 Kâğıtlardan birini eline alarak baktı. Anladığı üzere profesör, metinlerdeki sırrı çözebilme umuduyla bazı kısımlar üzerinde ebced hesabı ile çalışmalar yapmış ve bir sonuca varamamıştı. Muhtemelen metinleri yazan kişiye ketumluğundan dolayı çok sinirlenerek, yüzyıllar öncesinde kalan bu kişiyi pek hayırla yad etmemişti. Bu yüzden kâğıdın en alt köşesinde büyük harflerle “ FUCK” yazmıştı.
  Bir diğer kağıdın üzerinde ise, profesör bu belgelerden aldığı eski bir divan şiiri beyitiyle hayli uğraşmıştı. Kağıdın üzerinde özenle yapılan hesaplamalardan, bunun altında  tarih düşürme tekniği olup olmadığını anlamaya çalıştığı belli oluyordu. Profesör bunun sonucunda da bir şey elde edememiş olacak ki kağıdın sol alt köşesine kırmızı kalem kullanarak “KİSS MY ASS”  yazmıştı. 

 Umay bu yazıyı görünce neredeyse bir kahkaha atıp, içeride uyuyan profesörü uyandıracaktı ki son anda sesini kısmaya çalışarak buna engel oldu. Profesör çok sinirlenip, sinirini çıkarmak için küfür etmişti bu metinlerin sahiplerine. Ama bunu yaparken, sanki anlaşılmasın der gibi İngilizce yazmış ve  Umay’ın sabah geleceğini unutmuş, gelse bile bu kağıtları kurcalayacağını tahmin etmemişti. Umay yeni tanıştığı, henüz çok fazla bir sohbetinin olmadığı bu ilginç profesörün içinde taşıdığı ruhun aslında, haylaz, kısa paçalı bir ilkokul çocuğunun ruhu olduğunu düşündü.
  Sedef kakmalı sehpanın üzerinde kullanılmış bardaklar vardı. Bardaklardan birini alarak burnuna götürdüğünde, içindeki sıvının vişne, votka karışımı olduğunu anladı. Bardağın yanında duran bronz ve altın rengi karışımı çikolata kutusunun içinde ise, üzerindeki yazılardan Belçika’dan getirildiği belli olan çikolatalar duruyordu.  Ne elit zevkleri vardı bu profesörün böyle? Bütün gece bu elit zevklerin eşliğinde çalışmış, bir sonuç elde edemeyince biraz hayal kırıklığı ve biraz da sinirli bir ruh hali ile uyumuştu anlaşılan.
 Umay biraz ofisi dolaşmak istedi. Arka tarafa profesörün yattığı odanın kapısının önüne doğru ilerledi. Gözleri, arka koridora doğru açılan kapının tam kenarına konulmuş, insanın dizlerine kadar gelen bir boyu olan Artemis heykeline takıldı...
 Ofiste antika eşyalar çok fazlaydı. Muhtemelen bu heykel de yeni yapılmış bir heykel değildi. Ve eşyalar tamamen birbirinden farklı dönemlere aitti aslında.  Osmanlı zamanından kaldığı belli olan sedef kakmalı sehpa, Fransızların Rönesans döneminde elde edildiği anlaşılan saat, antik Yunan kültürünü çağrıştıran bu heykel... Ortada dönemsel açıdan böyle bir uyumsuzluk olmasına rağmen, her şey o kadar kusursuz görünüyordu ki Umay’ın gözüne. Hatta şu deri yıpranmış koltuklar bile odaya ayrı bir hava katıyordu.
   Profesör hala ofisin arka tarafındaki odada, kedisi Pertev ile beraber derin bir uyku içerisindeydi.  Umay, kapısı hafif aralık olan odanın önünde durarak profesöre baktı. Zaten dağınık, karmaşık  olan saçları iyice dağılmıştı. Üzerinde gri bir eşofman takımı vardı. Eşofmanın kapüşonunun bir kısmı boynundan öne doğru dönmüş, hem kendi yüzünü hem de kedisi Pertev’in yüzünü örtüyordu.  Pertev ise profesörün boynuna patilerini dolamış, yüzünü yüzüne yaslamıştı. Profesörün her halinden, özel hayatında fırtınaların koptuğu ve çok yalnız olduğu hissediliyordu. Bu süreçte Pertev’den başka can yoldaşı yoktu anlaşılan…
   Bu gizemli yeni patronu, dünkü görüşmelerinde Umay’a erken uyandırılmaktan hoşlanmadığını ve ofise geldiğinde sessiz olması gerektiğini söylemişti. Bunu hatırlayan Umay, sessizce profesörün odasının kapısından ayrıldı ve hemen çalışacağı masaya geldi. Bir an önce çalışmaya başlamalıydı ki, gecesini gündüzüne katan bu işkolik profesöre  kendisini kanıtlayabilsin….
  
  Çalışacağı metinlere elini uzattı ve en üstten bir tutam kâğıdı alarak, masanın üzerine koydu. Sararmış bu kâğıtlar, yüzyılların soluğunu yüzüne vuruyordu sanki… Kim bilir birilerinin çok değersiz bularak kurtulmaya uğraştığı bu sayfalar, yaklaşık beş yüz yıldır kimlerin ellerinden geçerek zaman içerisindeki yolculuğunu bugüne getirmişti. Kim bilir ne olaylara tanıklık etmişti bu belgeler. Hani dilleri olsa da konuşsalar, kim bilir ne çok anlatacakları hikâye olurdu…
  Umay belgelere dikkatle baktı. Pek çoğunun altında imza yoktu. Ancak bir tanesinin alt kısmında soluk bir mürekkeple “andelib-i zar” yazıyordu. Yani ağlayan bülbül… Aşk acısıyla yanan biri mi bu imzayı atmıştı acaba? Bu belge ilgisini çektiğinden işe bununla başlamaya karar verdi.  Metin besmele ile başlıyordu. Eskilerin adeti olduğu üzere her şeye ve elbette yazmaya da besmele ile başlanırdı. Yazılacak metnin mutlaka dini bir metin olmasına gerek yoktu. Besmele ile başlanan her şeyin hayırlı olacağına beslenen inanç, bu metinde de görüldüğü gibi yüzyıllar öncesinde de aynıydı. Besmele kısmından sonraki cümle hayli ilginç geldi Umay’a.

“ Matbah-ı hümayun’un pek güzide yemeklerinden olan Borani-i Hassa ve Ruamiyye…”

“Besmele ile başlayan bir yemek tarifi mi? Peki ağlayan bülbül mahlaslı bu tuhaf aşçı, aşk acısını yemek tarifleriyle mi dindiriyordu acaba?  
 Bir aşçı neden bu kadar acıklı bir mahlas kullansın ki?"

  İç sesinden yükselen bu soruları bir kenara itti ve
“Bakalım nasıl yapılıyormuş bu yüzyıllık yemekler” dedi kendi kendine…

  İçinde tarçın ve dövülmüş damla sakızı ile süt kullanılan bir et yemeği… İlginç!  Etin bir kısmı kavruluyor, bir kısmı köfte yapılarak tarçın ile pişiriliyor ve pirinçler de kısık ateşte pişirilerek üzerine sürekli su ekleniyor.  Yaklaşık 45 dakika bu şekilde pişirildikten sonra üzerine damla sakızları ilave edilerek… 

"Ne zor bir yemekmiş. Kim uğraşır ki bununla? Eskilerin yüreği kadar, sabrı da genişmiş elbet."
 Umay yemek tarifinin sonuna doğru indiğinde başka bir tuhaflıkla daha karşılaştı. Aşçı son beyitinde kendisine ait andelibi zar mahlasını geçirdiği beş beyitten oluşan bir gazel yazmıştı.

"Yemek tarifinin altına gazel mi! Bu iş iyice eğlenceli olacak desene"
 Yemek tarifinden sonra gazeli de özenle çevirip, karşısındaki bilgisayar ekranına dikkatle yazdı Umay. Ve  bir başka kağıda geçti. Bu kağıt da diğerinden farksızdı. Tuhaf yemek tarifleri vardı.

"Nasıl yani?"

  Bu yemek tariflerinin araştırmadaki payı ne olacaktı acaba? Ya profesörün dediği gibi bu kâğıtlar şifrelenmiş falan değilse? Boşu boşuna bunca garip metni çevirdiğiyle kalacaktı. Her neyse, bu kendi sorunu değildi. Bu iş için yüklü miktarda para alıyordu ve profesör metinlerin hepsinin tek tek çevrilmesini istemişti. Bu sebeple okuduklarını sorgulamadan, az önce açtığı ve bilgisayarın masa üstüne kaydettiği “METİN ÇEVİRİLERİ” adını verdiği Word dosyasına harfi harfine yazıp, kaydediyordu. Bu işlem bittikten sonra da okuduğu belgeleri kenara ayırıp, masanın yanındaki renkli etiketler ile numara sırası vermeyi ihmal etmiyordu... 

Kitap projesi Dert Anası'nın noter onaylı çalışmasıdır. Bölümlerin herhangi bir yerde izinsiz yayınlanması, kopyalanması, paylaşılması gibi durumlarda hukuki süreç başlatılacaktır
  

   Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Instagram

Benzer İçerikler

27 yorum

  1. Bende merak ettim acaba yemek tarifleri gerçekten şifreli mi? Gelecek kısımı merakla bekliyorum. Bu arada profesörün Belçika’dan gelen çikolatalarını da merak etmedim değil .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Profesör klas adam Belçika çikolatasından gayrısı kurtarmıyor. :) Bu metinler kurgunun ana konusu zaten. İlerleyen bölümlerde belki bir şeyler çıkabilir. :)

      Sil
  2. Eyşan Terzioğlu16 Eylül 2019 12:41

    Merhaba. Arkası yarın şeklinde yayınlanan bu tarz bir kitap aradım tarihi romanları severim de tesadüf sizin yayınınızı buldum. Bunun yayınlanan son bölümü sanırım bu kısım. Peki öncekilere nasıl ulaşacağız. Yayının altında bazı parçalar görünüyor ama karmaşık vaziyette. Baştan okumak isterim. Bilgi verirseniz sevinirim. Teşekkürler şimdiden.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bunu arkası yarın şeklinde yayınlıyorum. Tarihi bir kurgu. Öncekilere yukarıda "Bastet" adında bir kategori var. Onun altından ulaşabilirsiniz. Geriye doğru gidin, ilk bölüme kadar hepsi var. Bu arada iyi ki hatırlattınız yazıya önceki bölümleri eklemem gerekir normalde. Ama unutmuşum. Teşekkür ederim ilginiz için.

      Sil
  3. hımmm, belçika çikolatası bi de avusturya çikolatası da olsun :) bi deee, yemek tarifli metin çevirisi iyimiş şanslı umay şimdilik :) etli sütlü tarçınlı damla sakızlı, ne ki o tarif. iyi bişiye benziyore :) osmanlı mutbağı :) mı acebası :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deep'çim o yemek gerçekten Osmanlı Saray mutfağında yapılan bir yemek. Bir hayli araştırmam gerekti yazarken böyle bir yemek yaparlarmış eskiden adı da aynen yazdığım gibi:) Belçika, Avusturya, çikolatanın hepsi iyidir yav :) Hoş bana her şey yasak yemiyorum şekerli tatlı hiçbir şey amma velakin sevdiğimi inkar edemem. :)

      Sil
  4. UMAY, BU METİNLER ARASINDAN GİZEMLİ BİR ŞEYLER BULACAK ANLAŞILAN. İLERLEYEN BÖLÜMLER İÇİN BÖYLE BİR KANIYA VARDIM. BAŞARILAR GÜLHAN HANIM. GÜZEL GİDİYORSUNUZ.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet konumuz zaten bu metinler üzerine kurulu Fatih Bey. Bakalım metinlerde ne çıkacak. Göreceğiz hep birlikte. Teşekkürler beğenmenize çok sevindim. :)

      Sil
  5. Umay'ın keyfi yerinde, motivasyonu yüksek :)
    Şifreli mesajlar için yemek tarifi kullanmak, ilginç ama zekice. Tabii esas şifreler bu tariflerde gizliyse!!! 4. bölüm de diğer bölümler gibi kafada birçok soru işareti bıraksa da gayet doyurucu başladı. Hadi bakalım, gelsin bir sonraki parça, bekliyoruz :)
    Kaleminize Sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin düşünceleriniz de gayet zekice. Evet tabii asıl bu metinlerde mi başka metinlerde mi gizli göreceğiz ilerleyen bölümlerde. Bu ara bir hayli uzattım iki yayının arasını farkındayım. Ama başka şeyler de yayınlamak gerekiyor o yüzden. Haftada 1 yayınlamaya gayret göstereyim en iyisi. İlginiz beni çok mutlu ediyor teşekkür ederim. :)

      Sil
  6. Tevekkül ü İman16 Eylül 2019 18:32

    Neslican Tay için salatı tefriciye zinciri başlattık katılırsınız değilmi inşaallah allahın inayeti ve rahmeti üzerinize olsun

    YanıtlaSil
  7. ''Sararmış bu kâğıtlar, yüzyılların soluğunu yüzüne vuruyordu sanki…'' Beni etkileyen bir söz oldu bu.
    Kaleminize,emeklerinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, sizden bunları duymak ne kadar güzel. :) Beğenmenize çok sevindim. :)

      Sil
  8. Bu kez yorum yapmaya geç geldiğim için yazıya yapılmış tüm yorumları okudum, yorumlar da çok iyi ya. Deep'in çikolata vurgusu benim de hoşuma gitmişti yazıda. Avusturyaya 2 kez Belçikaya 1 kez gittim, ne çikolatası var ama, harika. Yurdagül hanımın vurguladığı sözdeki yüzyılların soluğu benim de dikkatimi çekti. Benim sevdiğim bi cümle daha var: Kısa paçalı ilkokul çocuğu benzetmesi, nasıl buldun onu ya, çok iyi benzetmelerin var gerçekten. Hikayeyle ilgili düşüncemse, yemek tarifleri bir şifre değil, aşkın ortaya çıkardığı lezzetler olarak görüyorum. Tüm parçalar birleşince büyük aşk ortaya çıkacak, puzzle gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel yorumlar alıyorum ve bu beni çok sevindiriyor. Bu çalışmayı yayınlamaya başladığımdan beri en sıkı takipçilerinden biri de sizsiniz. Bu olumlu düşünceleriniz, gerçekten keyif veriyor bana. Ben gidemedim bahsettiğiniz güzel yerlere ama çikolata denilince akıllara hemen o bölgeler geliyor tabii. Kısa paçalı çocuk benzetmesini profesörü daha yakından tanımaya başlayınca daha da seveceksiniz. Çünkü profesör kafa dengi bir adam. Ve içinde sürekli heyecanlı kalmayı başaran bir çocuk var aslında. :) Teşekkür ederim keyifli yorumunuz için. Sevgiler. :)

      Sil
  9. Ben çok bayıldım bu kitaba. E kitap sanırım. Ama basılı kitap olarak nereden alabiliriz acaba yani basılmış bir kitapmı merak ettim öyleyse satın almak isterim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitap, benim kendi çalışmam. Haftada bir kısım paylaşarak yayınlıyorum buradan. Yani henüz basılı bir kitap haline dönüşmedi. Yayınları buradan takip edebilirsiniz. Başlangıçtan itibaren tüm kısımlar yukarıda "Bastet" başlığı altında mevcut. İlgilenmenize ve beğenmiş olmanıza gerçekten çok sevindim. Teşekkür ederim. :)

      Sil
  10. Andelib-i zar şu ıspanak tarifini bi açıklasa ne güzel olur:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi ama iyi olurdu :) Belki daha önemli şeyler açıklar ilerleyen bölümlerde spoiler vermeyeyim şimdiden. :)

      Sil
  11. ooo neler oluyor 😊 çok güzel bir şey olucak heyecanla bekliyoruz kalemine sağlık canım benim 😊🌸 Sevgili Yurdagül güzel kadına katılıyorum çok güzel bir söz olmuş gerçekten 😊🌸 sevgiler canım benim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım benim arada geliyor aklıma öyle güzel benzetmeler yazıyorum ben de. :) Beğenmene çook sevindim. Teşekkürler canımcım. :)

      Sil
  12. Esrarengiz hikayelere bayılıyorum. Bu ofiste ilginç şeyler olacak, bekleyelm bakalım 😊

    YanıtlaSil

Popüler Yazılar

Bizi Facebook'ta Takip Edin

Subscribe