Kitap Projesi 4. Bölüm 2. Parça

Eylül 26, 2019



  
  
  Umay, belgeleri merakla incelemeye ve çevirmeye devam etti. Yemek tariflerinden sonra sıradaki belge, 1500’lü yıllarda yaşanan şiddetli bir kıştan ve donan bir nehirden bahsediyordu. Bir hayli yıpranmış olan bu sayfada, kısmen silinmiş olan yerler vardı. Nehrin adı veya hangi bölgede olduğu okunabilseydi belki bir ipucu elde edebilirdi ama maalesef yoktu. Ancak insanların korkunç bir kış yaşadıklarını, yakacak ve yiyecek sıkıntısı çekildiğini ve hatta donan nehri yürüyerek karşıya geçtiklerini, bunu yaparken de buzun kırılarak birkaç kişinin nehrin buzlu sularında boğulduğunu anlatıyordu. 
    
  Ardından bir başka belgeye geçti. Burada güzeller güzeli bir kadının tasviri vardı. Muhtemelen çılgın bir aşığın ballandırarak anlattığı bu satırlar, yer yer divan şiirinin beli yok denecek kadar ince , dudakları nokta kadar küçük, lale yanaklı, sümbül kokulu ve karmaşık siyah saçlı, aşığının kalbini yaralayan ok kirpikli, mühür gözlü güzelinin tasvirlerini andırıyordu.  Öyle ki bu güzel, gözleriyle aşığının kalbini mühürlemiş, bu talihsiz adam, aşk denen illetin pençesinde kıvranırken, şifasının tabiplerde değil, sabah rüzgârının getireceği sevgilisinin mis kokusunda olduğunu ifade ediyordu.

"Ne aşkmış be!"

 diye düşündü, satırları bilgisayara geçirirken…

-Ey gamlı aşık!  Ruhun şad olsun. Her kim isen, umarım sevdiğine kavuşmuşsundur

 dedi kendi kendine…
    
  Belgeler oldukça ilginç, hatta bazen sürükleyici, geliyordu Umay’a. Yüzyıllar öncesinde yaşamış ve şimdi isimleri bile bilinmeyen insanların, tarihe düştükleri notlar… Bu notları yazarlarken, yüzyıllar sonra bunların birileri tarafından okunacağını tahmin etmişler miydi acaba? İnsanın en büyük arzusu zamana iz bırakmaktır. Aslında yaşarken şan, şöhret, para, pul ve rahat yaşama derdinde gibi görünen insanın bütün eylemlerinin altında bir gün öleceği ve öldükten sonra hatırlanma isteği yatar. Zaman denilen sonsuz denizin içinde bir küçük su damlası olmak… Bu belgeleri yazan insanlar da, bir küçük su damlası olmuş ve eski zamanların buğusunu bugüne taşımayı başarmışlardı…

   Umay, bu düşünceler içerisinde kağıt yığınının arasından bir tane daha çekti. Bunun yazılış biçimi biraz daha farklıydı.  Yazının stilinden ve kullanılan cümlelerden yazanın daha eğitimli  biri olduğu hissediliyordu. Yazılan metnin içeriği yıldızname gibi bir şeydi.

" Tesir-i nücumun pek fevkalade zuhur edeceği bu senelerde necm-i Zühre tam tepede iken Müslümanlar büyük fetihler yapacaklar ve hilafet el değiştirecektir. "

   Aradıkları belge ve her şeyin anahtarı belki de buydu! Olamaz mı yani! Sabahtan beri alakasız metinler ile uğraşıyordu ama bu son çevirdiği metin hilafetin el değiştireceğinden bahsediyordu. Hilafet Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi ile el değiştirmişti ve bir müneccim bunu olay gerçekleşmeden önce bilmişti. Evet bu belge önemliydi!
   Umay bir şeyler bulmuş olabileceğinin heyecanı içerisinde metnin geri kalan kısmını çevirmeye uğraşırken profesörün uyandığını fark etmedi. Profesör Umay’ın karşısında durmuş, gülümseyerek onun heyecanla çalışmasını izliyordu. Umay Profesörün gölgesini fark edince irkildi ve garip bir tedirginlikle ayağa kalktı. 

-Hocam!

   Profesör, biraz önce uyurken üzerinde olan büyük ihtimalle pijama niyetiyle kullandığı gri renkli, kapüşonlu eski eşofman takımını çıkarmış, üzerine ütüsü biraz bozulmuş ama temiz olduğu yine de her halinden belli olan beyaz bir gömlek, altına ise siyah renkli, bir takım elbisenin parçası olduğu belli olan kumaş pantolonunu gitmişti. Gömleğinin düğmelerinin üst kısımları açıktı. Elinde kravatı vardı. Kravatı biraz sonra kullanmaya hazır hale getiriyordu, beceriksizce yapılan bağını açmaya çalışırken... Henüz kravatını takmadığı için gömleğin yakasının bozuk ütüsü, yakanın sağ tarafa doğru eğrilmesine neden oluyordu.

   Ofiste yaşamak zor olsa gerek diye düşünüyordu Umay profesörün bu halini görünce. Profesörün yattığı odanın kapısının girişinde sağ tarafta duran ütü ve biraz önce lavaboyu kullanmak için gittiği banyodaki çamaşır makinesi dikkatinden kaçmamıştı Umay’ın. Profesör çamaşırlarını burada yıkıyor, ütüsünü burada yapıyor, duşunu burada alıyordu kesin. Aynı zamanda içeride geniş bir mutfak da vardı. Yemeklerini de burada, kendisi mi yapıyordu acaba.

-Lütfen otur, rahatsız olma. O kadar konstantre olmuştun ki, bölmek istemedim.

 Umay’ın az önce karşısında aniden kendisini gördüğünde telaşa kapıldığını fark etmiş, muhtemelen kendisini rahatsız edip uyandırdığını düşündüğünü anlamıştı profesör. Bu nedenle ona böyle cevap vermişti. Umay heyecanla konuşmaya devam ediyordu oysa,

  -Hocam, burada hayli ilginç metinler var. Tıpkı dediğiniz gibi
 - Bilmez miyim o metinlerin ilginçliğini. Dün gece kafayı sıyırmak üzere yine hiçbir şey bulamadan yatıp uyudum

  Umay profesörün gece kullandığı kağıtları ve üzerine yazdığı küfürleri düşününce gülmemek için kendisini zor tuttu. Bu konuyu hemen kafasından dağıtmalı ve bir şeyler söylemeliydi. Hemen söze devam etti.

 -Ofise geldiğim saatten bu yana tuhaf, sizin de bahsettiğiniz gibi birbirinden kopuk metinleri çevirdim ki, bunların arasında inanmazsınız belki ama yemek tarifleri bile vardı.
-Hah! Ben de tam oralarda bir yerlerde kaldım akşam.
-Biliyorsunuz demek yemek tariflerini! Hatta andelib-i zar mahlaslı bir aşçı tarafından yazılan yemek tarifleriydi. 
Profesör bu ismi duyduğuna keyiflenmişti.

-Evet ağlayan bülbül mahlaslı şairane, ee sanırım biraz da kaçık olan aşçımızla tanıştın demek.
-Bu metinlerde ünlü biri olsa gerek. Birkaç sayfada bir onun bir yemek tarifine rastlıyorum.
-Metinler elime yeni geçtiğinde bir kısmını  gözden geçirdim detayına inmeden. Adamın bayağı iddialı yemek tarifleri var.

 Dedi profesör ve neşeli bir kahkaha savurdu. Umay onun bu halinden hoşnuttu. Asistanı olduğu yeni hocası neşeli biriydi demek.
 Profesör bu neşesini daha da arttırmak istiyordu ki şu dizeler döküldü dudaklarından,

-Andelibi zarı bergi gül ile tekvin ettiler
  Bir Gülistan beyitini üstüne telkin ettiler

 Umay profesörün bir tarih profesörü olmasına rağmen divan edebiyatıyla bu kadar içli dışlı olmasına hayran kaldı.

-Keçecizade İzzet Molla’nın beyiti

 dedi Umay.  Profesör ise, bu asistanın ofiste çalışmaya devam etmesi halinde aralarında sık sık koyu edebiyat sohbetleri açılacağını hissetmeye başlamıştı. Neşeyle konuşmasına devam etti.

-Adamlarda ne hayal gücü varmış ama. Düşünsene bülbül güle aşık olacak. Aşkından kahrından ölecek. Öldüğünde bülbülün bedenini gül yapraklarıyla kefenleyecekler de üzerine dua niyetine Gülistan eserinden bir beyit okuyacaklar. Vayy bee!

Dedi profesör gülmeyi sürdürerek.

-Hocam, divan edebiyatına aşinalığınız bir hayli fazla sanırım. Bunları edebiyat mezunu kimseler bile kolay kolay hatırlamaz. Hele ki ezberden beyit okumak falan herkesin harcı değil. 

Hikmet bu övgüden memnundu sanki. Dudağının bir köşesinde belli belirsiz biraz gururlu bir gülümseme vardı.

-Bu daha ne ki, eğer istersen bir gün oturup Şair Nedim’in gazellerindeki nüktelerden konuşabiliriz.
-Vallahi çok memnun olurum

Umay bu cümleleri söylerken aklından şair Nedim’in bir şiirinde Cuma namazına diye bahane uydurup, evden çıkarak kendisiyle buluşmasını istediği henüz 18’indeki delikanlı sevgilisi geldi. Şair, şiirde devrim yarattığı yetmezmiş gibi ,cinsel tercihlerle ilgili düşüncelerini de açıkça ifade etmekten çekinmiyordu. Eğer profesörle bu konuları konuşmaya başlarlarsa, gerçekten keyifli sohbetler edebilirlerdi. Ancak bu çeviri işi hiç bitmezdi o zaman.
Bunları düşünürken elinde en son okuduğu metni tutmaya devam ediyordu ki birden sararmış, yer yer aşınmış olan eski kağıt profesörün ilgisini çekti.

-Odaya geldiğimde elinde bu belge vardı, hararetli hararetli okuyordun. Ne var onda
- Hocam dediğim gibi sabah geldiğim andan itibaren alakasız metinleri okudum ama  bu metin biraz ilginç geldi. Sanırım bir müneccimin elinden çıkmış. Yazı stili ve üslubundan eğitimli biri olduğu hissediliyor. Müneccim metinde yıldızlara bakarak, hilafetin el değiştireceğinden ve Müslümanların büyük başarılar kazanacağından bahsetmiş. Belgenin tarihi 1515. Yani Mısır’ın fethinden önce müneccim bu hadiseden bahsetmiş. Bu sebeple çok heyecanlandım. Siz de dün Sultan Selim’in adı geçen bazı belgeler olduğunu söylemiştiniz. Belki bu belge bize bir ip ucu olabilir diye düşünüyorum.
 Profesör bu duyduklarından bir hayli keyiflenmişti.

  -O zaman o belgeyi ayrı bir yere koyalım. Evet bir ip ucu çıkabilir ama çıkmayabilir de… Tarihi belgeler bir labirentin içinde yürümek ya da bir puzzle’ın parçaları gibidir Umay.  İlk parçaları daha zor yerleştirirsin. Sona yaklaştıkça her şey daha seri bir hal alır. Sabırlı olmalıyız.

Kitap projesi Dert Anası'nın noter onaylı çalışmasıdır. Bölümlerin herhangi bir yerde izinsiz yayınlanması, kopyalanması, paylaşılması gibi durumlarda hukuki süreç başlatılacaktır


 Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Instagram

Benzer İçerikler

19 yorum

  1. dert anaları sessizdi bi süredir hımm iyi olduu yeni bölüm :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bir süredir sessiziz Deep'çim. Açıklamayı yaptım şimdi.:)

      Sil
  2. hımmm yaniiii o belge ile başlayacak bişiler, müneccimin yanii, benzer belgelerle bişiler bulcak umay bakalım neee. profun bulamadığı bişi olcak herhaldesiiii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakalım belki o belge ya da yanıltmak için vardır o belge belli olmazz. :)

      Sil
  3. Dertli dostum
    Is yoğunluğu ve günlük hayat koşturmayası nedeni ile blog dünyasından uzaklaşır gibi oldum
    Zaman buldukça uğramaya çalışıyorum
    Iyi çalışmalar kolay gelsin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizler de bu ara pek burada değiliz zaten. Teşekkürler ziyaretiniz için.

      Sil
  4. Bu yazının son cümlesindeki puzzle vurgusunu son bölümdeki yorumda yapmıştım. Belgelerde geçen müneccim misali ben de gördüm galiba bazı şeyleri:) Geçenki yorumu buraya yapıştırayım istersen:
    "Hikayeyle ilgili düşüncemse, yemek tarifleri bir şifre değil, aşkın ortaya çıkardığı lezzetler olarak görüyorum. Tüm parçalar birleşince büyük aşk ortaya çıkacak, puzzle gibi..."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Puzzle vurgusu siz de yapmışsınız evet. :) Görmüşsünüz kesinlikle.

      Sil
  5. Gerçekten de bu belgelerin arasından birşeyler bulacak Umay ama ne bulacak bilemiyorum. Çok teşekkürler İyi gidiyor kitap çalışması. Son bölümleri daha keyifli hale geldi.

    YanıtlaSil
  6. heeey nolduuuu edebiyat dedikodularııı, türk mitolojisii, dertli yazılaaar :) ama bu bloguu yine eskisi gibi istiyooz :) bol yazılı, hareketli, aktif, bol yorumlu, blog blog gezeeen. özletmeyin üzmeyin biziiiii amaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın Deep'çim de bazı sorunlar var başımızda. Bugün yazıp bir açıklama yaptım. En kısa zamanda döneceğiz umarım. Çok sağ ol düşündüğün için :)

      Sil
  7. Bu aralar fazla sessiz ortalık, nerelere kayboldunuz? Bir kaç gün gerek bloglarda gerek sosyal medyada görmeyince merak ettim açıkçası. Umarım herhangi bir sorun yoktur. İyi olun :)

    Aslında bu bölümü okumamak için kendimi çok zorladım; bir sonraki bölümü bekleyip onunla birlikte okumak istesem de dayanamadım ve kendimi hikayeyi çoktan okumaya başlamış olarak buldum :) Sanırım bir süre Umay ve profesörle birlikte o mistik tarihin labirentlerinde kaybolacağız; heyecan, gizem dorukta...
    Enfes bir anlatımla devam ediyor hikaye, yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet fazla sessiziz. Bununla ilgili bir açıklama yaptım az önce. Bir şeyler yoluna girinceye dek bir süre böyle olmak durumundayız. Yorumlara dönüş yapamadığım ve blogları ziyaret edemediğim için de ayrıca affetsin herkes beni. Sevgiler. :)

      Sil
  8. Harikasınız Umay ile başladınız ama dertler birikti dertli dostum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef şu sıralar böyle oldu. En kısa zamanda toparlamak dileği ile. :)

      Sil
  9. Bu bölüm iyice heyecanlıydı. Geri dönmenize sevindim 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En azından kitabın parçalarını yayınlayayım diye düşündüm. Yorumlara da pek dönüş sağlayamıyorum. Bu yüzden affedin beni lütfen. :)

      Sil
  10. Böyle bir çalışma ortamı gerçekten keyifli olacaktır. Devamına geçiyorum..

    YanıtlaSil

Popüler Yazılar

Bizi Facebook'ta Takip Edin

Subscribe