Mitolojide Gülün Hikayesi

Şubat 25, 2020



   Merhaba sevgili dostlar. Şaka maka derken yeni yılın ilk 2 ayını neredeyse geride bıraktık. Zaman ne kadar da hızlı ilerliyor değil mi? Bahar neredeyse geldi gelecek. Herkesin içinde bir bahar neşesi oluşmaya başladı bile şimdiden. Hazır cemreler düşmeye başladı, etrafta bir bahar havası esiyor yavaştan. Gelin bugün sizlere baharın temsilcisi olan çiçeklerden birinin, güllerin mitolojideki hikayesini anlatayım da biraz neşemiz yerine gelsin değil mi ama ?





  Gülleri hemen herkes sever. Bazıları onu kibirli bulsa da gül, çiçeklerin kraliçesidir. Her kültürde güller hakkında anlatılan hikayeler vardır. Mesela bizim divan edebiyatı geleneğinde gül, sevgiliyle eş değer tutulur. Sevgili tasvirlerinde gülün ayrı bir yeri vardır. Gül, bülbülün aşkıdır. Ancak gelin görün ki, bülbül güle dikenleri olduğu için yaklaşamaz. Ne zaman ona yaklaşsa, dikenleri bülbülün bağrını deler geçer. Bülbül de garibim yazık, uzaktan uzağa sever gülü. Bülbülün güzel ötüşü, güle duyduğu aşktandır. Bülbülün sesi, aslında güle söylenen aşk şarkılarıdır. Eski edebiyatta bu konu hakkında yüzlerce belki binlerce yazılmış eser bulabilirsiniz. Özellikle de şiirlerde bazı benzetmeler, bu hikayeden ilham almıştır. 


 Gül bizim eserlerimizde böyle ele alınır. Fakat mitolojiler her nesnenin, varlığın oluşumuna açıklık getirmeye çalışır. Ve tabii gülün de mitolojide bir hikayesi var. Yunan mitolojisinde gül, çiçeklerin kraliçesi olarak tanımlanır. Bunun da bir nedeni var elbette. Öyle sıradan bir çiçek değil kendileri. Oluşumunda Olympos dağındaki mitolojik varlıkların bir payı var çünkü.  Şimdi görelim bakalım, bu efsanevi çiçeğimiz mitolojiye göre nasıl var olmuş.... 




    Efendim, Yunan mitolojisinde orman perileri çok önemli varlıklardır. Bunlara çoğu yerde Nympa Perileri de denilir. Bazen onlar su perisi olarak da anılmaktadır. Bu varlıklar bazı kaynaklarda bizzat Tanrılar Tanrısı Zeus'un kızlarıdır. Bunlar aslında mitolojideki birçok varlığın aksine ölümlü varlıklardır. Ancak ambrosia adı verilen bir yiyecekle beslenirler. Ambrosia, mitolojide ölümsüzlük yiyeceğidir. Hatta mitolojik tanrıların yiyeceği şeklinde bilinir bu yiyecek. Bu aslında bir nektar olarak tanımlanır ve tadının baldan dokuz kat daha tatlı ve güzel olduğu iddia edilir. Yiyenlere sonsuz bir güzellik ve hayat bahşeder. İşte bizim orman perilerimiz de, " Aman efendim, bizim şu kaprisli, egosu yüksek Tanrılardan neyimiz eksik? Biz de bundan yiyelim de öyle hemen ölüp gitmeyelim bu ahir dünyadan!" dedikleri için sürekli güzel ve genç kalmayı başarırlarmış. Ölümsüz olamasalar da, sıradan insanlardan daha uzun yaşamayı elde edebilirlermiş bu iksir sayesinde. Ancak tabii ömürlerinin bir süresi var. O süreyi tamamladıklarında göçüp giderlermiş bu dünyadan. 

   İşte bir gün, bu orman perilerinden biri vadesini tamamlayınca, ölmüş. Tabii ormanda birçok tanrı ve tanrıça sık sık gezinti yapıyor. Özellikle doğa ve orman ile ilgili görevleri olan tanrıçalar, ormanı kontrol etmekle görevli. Bunlardan biri de çiçek tanrısı Chloris efendim. Bu tanrıça, konumundan ötürü sanatta da birçok esere ilham kaynağı olmuş. Yeri gelmişken sizlere Boticelli tarafından resmedilen ilkbahar tablosunu paylaşayım. Tablo "Bahar Alegorisi" adıyla biliniyor. 




    Burada üzeri çiçeklerle tasvir edilen kadın figürü, Chloris. Aslında kendisi mitolojide bir mağdur. Batı rüzgarı tanrısı olarak tanınan Zephyrus tarafından tecavüze uğruyor. Ve kendisiyle evlenmek durumunda kalıyor ki, bu konuyu başka bir gün detaylarıyla anlatırım size. Yani sözün özü, kadın olmak mitolojide bile zor iş vesselam... 


 Neyse fazla uzatmadan hikayemize devam edelim. Günlerden bir gün Chloris, ormanda gezinti yapıp, çiçeklerini kontrol ediyormuş ki bir de ne görsün! Bir orman perisi, oracıkta ölmüş. Perinin cansız bedeni tüm güzelliği ile uzanmış yatıyor. Onun bu masum ve hüzünlü duruşu, Chloris'e ilham vermiş. Ve bu güzelliği ölümsüzleştirmek isteği dolmuş içine. 

 "Bu kızcağız burada ölmüş kalmış ama yazıık ne kadar da güzelmiş! Dur bari toprağa ve dahi toprağın altındaki Hades uğursuzuna yem etmeyelim bu güzelliği. Hele Hades'in o şirret karısı Persephone kimbilir kıskançlığından neler eder bu güzelliğe" 😆 diye düşünmüş. Vee perinin bedenini hemen bir çiçeğe dönüştürmüş. 

  Tabii dünyada yeni bir varlık vücuda geldiğinde, tüm Olympos dağı bir titriyormuş ki sormayın gitsin. Dağda mazallah 8 şiddetinde bir deprem havası esince, tüm tanrı ve tanrıçalar yine kimin aklına ne esti de ne yarattı acaba diye meraka düşmüşler. 😆Afrodit, güzellik uykusundan uyandığına sinirlenmiş. Bağ bozumu tanrısı Dionysos'un ürettiği yepyeni şaraplar, sarsıntıdan yerlere saçılmış. Güneş tanrısı Apollon, sarsıntının şiddetinden irkilip, "Amanın ne oluyoruz" deyip, neredeyse günü geceye çevirecekmiş. Çiçek tanrısı Chloris'in kocası Zephyrus ise, Batı rüzgarının yönünü kaybetmiş sarsıntı ile efendim. 😆 Pek tabii anlamış ki bu işte kendi eşinin bir parmağı var! Yürüyün Tanrı ve Tanrıça kardeşlerim, gidip bakalım ne yapmış bizim hatun! diyerek hep birlikte ormana gitmişler. 




  Gitmişler gitmesine de gördükleri güzellik karşısında her birinin dili tutulmuş. Bir çiçek, ormanın en güzel köşesinde tüm mükemmelliği ile tanrı ve tanrıçaları selamlıyormuş. Çiçeğin yanında da Chloris, "Bakın, hepinizin bugüne kadar vücuda getirdiklerinden daha güzel bir şey yaptım" der gibi gururla durmakta imiş. Tabii tanrı ve tanrıçalar bu güzelliği görünce az önce Olympos dağında yaşadıklarını unutmuşlar. Ve madem öyle, biz de kendimizden bu güzel çiçeğe bir şeyler katalım demişler. 


  Önce Afrodit başlamış işe. Afrodit zaten çok güzel olan bu çiçeğe kendi güzelliğinden güzellik katmış ki, çiçek bundan böyle kendi güzelliğiyle birlikte anılsın diye. Dionysos, "Bizim şaraplar döküldü gitti heba oldu ama boşa gitmiş olmasın. Bari en güzel aromalarımı vereyim de bu çiçeğe, eşsiz bir kokusu olsun" demiş.😆 Ve gülün o mükemmel kokusunu vermiş. Zephyrus ise, Batı rüzgarıyla gökyüzündeki tüm bulutları dağıtmış bu çiçeğin açtığı yerde. Ki, çiçek gün ışığını daha iyi alabilsin, büyüsün serpilsin... Apollon da güneşin tüm hayat veren özelliklerini çiçeğe sunmuş. Çiçek böylelikle yeni yapraklar ve çiçekler açmaya başlamış. O anda çiçek, ormanın en güzel, en mis gibi kokan, bakanların gönüllerine aşk ilhamı veren bir çiçeğe dönüşmüş. Tüm tanrı ve tanrıçalar "Bundan böyle bu çiçek, çiçeklerin kraliçesidir, böyle biline!" hükmünü vermişler.


 İşte dostlar, o günden sonra baharın en güzel günlerinde açmaya başlayan güller, mitolojide böyle oluşmuş. Bundan sebeptir ki gül, aşkın sembolü olmuş. Açan her gül, Afrodit'in güzelliğini ve aşkını, Chloris'in masumiyetini, Dionysos'un neşesini, Apollon'un asaletini Zephyrus'un kudretini taşırmış... 

  Sevgili dostlar, bir mitoloji hikayesini daha sizlerle paylaştım bugün. Yorumlara katılarak, düşüncelerinizi bizlerle paylaşmayı unutmayınız. Baharın neşesi içinizde her zaman daim olsun. Sağlıcakla kalın. 



   Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Instagram

Benzer İçerikler

30 yorum

  1. Benimde en sevdiğim çiçek gül gerçekten de çiçeklerin kraliçesi güzel bir hikayeydi teşekkürler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Yusuf Bey, beğenmenize çok sevindim.

      Sil
  2. mitolojiyi hep tanrılar ve yaratıklarla ilgili sanırdım, çok güzel oldu hikayeyi okumak, teşekkürler:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Mitolojiler aslında ilk insanların dünya algısının özetidir. Ve daha birçok bunun gibi hikayeler yer alır mitolojilerde. Beğenmenize sevindim. Teşekkürler yorumunuz için.

      Sil
  3. Mitolojik hikayeleri sâyenizde sevmeye başladık. Sıkıcı gelirdi eskiden. Gülün hikâyesi için de teşekkürler...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize çok sevindim. Teşekkürler yorumunuz için.

      Sil
  4. chrosin perinin bedenini dönüştürdüğü çiçek gül olmalı,öyle anladım..Mitolojide gülün hikayesi ilginçmiş gerçekten,emeğinize sağlık..😊

    YanıtlayınSil
  5. Gülü çok seviyordum hikayesini okumakta ayrı bir güzel oldu,emeğinize sağlık:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gülleri ben de çok severim. Hikayeyi beğenmeniz beni çok sevindirdi. Teşekkürler. :)

      Sil
  6. hiç duymamıştım okurken epey şaşırdım açıkçası :) her kadın gibi çok severim gülü çünkü

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Mitolojilerde her şeyin böyle bir hikayesi var işte. :) Yorumunuz için teşekkürler.

      Sil
  7. Çiçek deyince aklıma Gül gelir zaten. Gül deyince de en sevdiklerim. Ben zaten güle kraliçe muamelesi yapıyordum, demek mitolojinin sırrına ermişim çok öncelerden:) Tabi bu yazıdan sonra Gül'e daha ayrı bir gözle de bakacağım, çok yeni şeyler öğrendim çünkü. Teşekkür ediyorum bu harika yazı için.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle çiçek denilince akla hemen gül geliyor. Tabi hemen her çiçeğin de böyle mitolojik bir hikayesi var ama gül ayrı. Bence de çözmüşsünüz mitolojinin sırrını siz. :) Beğenmenize sevindim. Çok teşekkürler. :)

      Sil
  8. Divan Edebiyatında Gül-Bülbül ilişkisini biliyordum. Ancak mitolojide gülün bu kadar değerli bir konumda olduğunu yeni öğrendim. Çok teşekkürler bu güzel yazı için.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Divan edebiyatında ne hikayeler ama değil mi. Bir ara onları da anlatmayı düşünüyorum. :) Yorumunuz için teşekkür ederim. :)

      Sil
  9. Mitolojide gülün hikayesini çok güzel anlatmışsın Gülhancım. Teşekkürler canım. Benim sana bir dert sorum olacak. Yorumu adsız yapıyorum kusura bakma lütfen. İsmimin gizli kalmasını istiyorum. Mail adresimi falan paylaşmak istemedim o yüzden iletişim kutusundan atamadım soruyu. Anlayış göstereceğini düşünüyorum bunun için. Daha önceki paylaşımlarında hashimoto hastası olduğundan bahsetmiştin. Banada bu hastalığın teşhisi konuldu daha yeni. Sen kalp çarpıntısından bahsetmiştin ya ben zaten çarpıntı var diye doktora gittim. Tiroit iltihabı yapıyormuş çarpıntıyı. Doktorum bu kronik bir hastalık ve doğru bir beslenme düzeni ile ve tabi ilaç tedavisiyle falan kontrol altına alınabilir dedi Bana bir beslenme düzeni sundu ama eski beslenme alışkanlıkların tamamen değişecek dedi doktor. İnan çok ağır geldi bu yeni düzen şekerli unlu gıdalar iyi gelmezmiş bu hastalığa doğal beslenmek şart dedi. Birkaç gündür uymaya çalışıyorum ama zorlanıyorum. Depresyona girdim hiç doğru düzgün bir şey yiyemiyorum sanki öyle geliyor. Aslında tabi sağlıklı şeyler yediklerim ama alışmak zaman alacak. Sen ne yapıyorsun bu hastalıkla başa çıkmak için bana tavsiyeler verirmisin diyecektim. Özellikle beslenme hakkında neler yaptığını anlatırsan sevinirim Gülhancım. Şimdiden teşekkür ederim canım. Kendine iyi bak.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba dertli dostum :) Adsız yorum olması sorun değil. Zaten bizim adsız yorumları açık bırakmamızın sebebi, bu tür dert sorularının gönderilebilmesi. Bu sorunun ekran görüntüsünü alıp, ilerleyen günlerde sorunu blogda yanıtlayacağım. Hashimoto birçok kimsede var. Ve gerçekten iyi bir beslenme düzeniyle kontrol altına alınıyor doktorunun dediği gibi. Tabii doktor değilim ama kendi doktorum tarafından önerilen beslenme şeklini, neler yaptığımı anlatabilirim sana. Sorunun cevabında görüşmek üzere diyelim. :)

      Sil
  10. Siz gülü bu kadar güzel anlatınca benim de aklıma şarkıcı Yaşar’ın “gülü bir gün seni hergün gülü soluncaya seni ölünceye kadar” sözleri geldi😇

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yaaa değil mi öyle bir şarkı vardı bir zamanlar. :) Doksanlar pop iyidir. Unutulan ne şarkılar var o dönemde. Sayenizde hatırlamış oldum bunu. :)

      Sil
  11. Vay arkadaş her şey de bu yunan mitolojisi ile zeusun çocuklarından çıkmış. Şimdi tabi gülün tahtı yıkılmasa da pahalı diye orkide de zorluyor tahtı teşekkürler güzel bir hikaye idi ama güzelleştiren nektardan nerede buluruz ki :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Mitolojide orkidenin de hikayesi var zateen. :) Bir gün onu da anlatırım belki. İyi hatırlattınız valla. :) Nektar sanırım Olympos dağı civarlarında vardır diye tahmin ediyorum.:)

      Sil
  12. ooooooo bu nasıl da nefis bir hikayeee :) ay olimposta gül var mıydı şimdilerde hatırlamıyoom, en sevdiğim yerlerden biri ülkemizdeee :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sen Antalya'yı diyorsun değil mi Deep'çim. :) Ben Yunanistan'daki efsanevi dağı söyledim. Mitolojiye göre tüm tanrı ve tanrıçalar orada yaşar, bütün efsanevi olaylar o bölgede olurmuş . Öyle derler yani ben de onların yalancısıyım valla. :)

      Sil
  13. Mitolojik hikayeleri sevdiğimi biliyorsunuz ama sizin yorumunuzla daha bir güzelleşiyor bu hikayeler :) Mitolojide gülün hikayesini de çok ama çok iyi aktarmışsınız. Keyifle okudum. Çok teşekkürler bu enfes paylaşım için.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize çok sevindim. Mitolojide daha ne hikayeler cevherler var. Fırsat buldukça anlatıyorum. Çok teşekkürler güzel düşünceleriniz için. Sevgiler. :)

      Sil
  14. Mitolojik hikayeleri çok severiim sen de çok güzel anlatmışsın gülün hikayesini Gülhan’cım :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiin. Nerelerdesin valla özledik :) Ben de ziyarete geleyim seni hemen. :) Beğenmene sevindim canım teşekkürler. :)

      Sil
  15. yeni keşfettim blogunu ve bu yazını.
    gecikmeli bi hoşluk:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz diyelim öyleysee :) Ben de sizi ziyarete gelip takibe aldım. Bundan böyle yorumlarda görüşürüz artık. :)

      Sil

Popüler Yazılar

Bizi Facebook'ta Takip Edin

Subscribe