Kitap Projesi 6. Bölüm 1. Parça

Mart 20, 2020





     Merhaba sevgili dostlar. Kitap projemizin bu yayınının öncesinde size ufak bir açıklama yapma gereği duydum. Çünkü bu projemize ilgi gösteren yeni arkadaşlarımız aramıza katıldı. Öncelikle daha önce yayınlanan tüm bölümlerin Bastet başlığımız altında olduğunu söylemek istiyorum. Projemizin şu ana kadar 5 bölümü yayınlanarak tamamlandı. Bölümler çok uzun olduğu için, parça parça yayınlıyoruz. Yani bir bölümü tamamen yayınlamak mümkün olmuyor. Örneğin 1. bölüm 1. parça, 1. bölüm 2. parça şeklinde devam ediyor. Şimdi 6. bölümdeyiz. Eğer okumak isterseniz, Bastet başlığında geriye doğru giderek ilk yayına kadar ulaşabilirsiniz. 

  Bir diğer konu da, kurgudaki flash back'ler. Bu kurgumuz aslında 2014 yılında İstanbul'da geçiyor. Hikmet adındaki bir tarih profesörünün, sahaflardan elde ettiği eski yazılı ilginç metinleri, Umay adındaki bir asistan ile birlikte çevirerek, gizemli bir konuyu aydınlatmasına dayanıyor konumuz. 

 Kurguda zaman zaman tarihe ve Yavuz Sultan Selim dönemine gidiyoruz. Çünkü kahramanlarımızın çevirdiği belgeler, Yavuz Sultan Selim döneminde yaşanan olayları konu alıyor. Tarihteki bu gizemi aydınlatmak için, bazen tarihe yolculuk yapıyoruz. Ve metinleri oluşturan karakterlerin ağzından o dönemde neler olduğuna dair bazı ip uçları alıyoruz. Yani konunun tamamı tarihte geçmeyecek. Okumaya yeni başlayan dostlarımız, bu konuda şaşırmasın diye açıklamak istedim. Bugünkü bölümümüzde Umay ve Hikmet'e yani günümüze dönüyoruz. Hepinize keyifli okumalar dileyelim... 





                                                  
                                                                                                                           İstanbul 2014
 
   Profesörün ofisinin bulunduğu eski apartman binasının beyaz mermer merdivenlerine vuran Temmuz güneşi, henüz sabah saatleri olmasına rağmen apartmanın kapısını açmaya uğraşan Umay’ın sırtını yakıyordu. O gün yine çok sıcak olacaktı anlaşılan. Haziran başına, hatta ortasına kadar gelmek bilmeyen yaz, birdenbire gelmiş, ve aşırı sıcaklıklarla İstanbul’u perişan ediyordu. Sıcakta tüm gün ofiste oturup, vantilatörün karşısında belgeleri çevirmek kolay iş değildi. Profesör ofiste bir klima kullanmıyor ve bunun siyatik ağrılarına iyi gelmediğini söylüyordu sürekli. Ama Umay’ın bundan çok da şikayetçi olduğu söylenemezdi. Ofisteki  işine hızlı bir şekilde alışmış, canla başla çalışmaktaydı. O gün ise, Şişli’nin en ünlü pastanesinden aldığı en sevdiği damla çikolatalı kurabiyeleri sabah kahvesinin yanında profesörün beğenisine sunmaya hazırlanıyordu. Bu yüzden elindeki kurabiye kutusuna bir zarar gelmeden ağır hareketlerle apartman kapısını açmaya uğraşıyordu. 


     Aradan tam 2 ay geçmişti. Bu süre içerisinde Levent’teki ofiste süren araştırma bütün hızıyla devam etmiş, Umay birbirinden kopuk, anlamsız gibi görünen yüzlerce metin tercüme etmişti. Çalışma masasının yanındaki kâğıt yığınının bir bölümünü çevirmeyi başarmış, ancak hala kayda değer bir belge ile karşılaşamamıştı.  
  Ağlayan bülbül mahlaslı tuhaf aşçının yüzlerce tarifini çevirmişti Umay. Bunu yaparken Osmanlı yemek kültürü hakkında hatırı sayılır derecede  bilgi sahibi olmuştu. Artık o dönemin şartlarında etin köfte haline getirilmeden önce taş havanda saatlerce dövülmek zorunda olduğunu biliyordu.  Et ne kadar iyi dövülürse o denli iyi bir köfte ortaya çıkacaktı. Ağlayan bülbül mahlaslı aşçı, bu işlemin metal ve özellikle bakır kaplarda yapılmaması gerektiğini vurguluyordu. Yoksa mazallah zehirlenmek bile söz konusu olabilirdi. Aşçının yemek tarifleri, yalnızca yemeğin yapımını değil, her tür detayını içeriyordu.

   Mesela bir çorba tarifinin sonuna, bu çorbanın hangi hastalıklara iyi geldiğini yazmıştı. Bu çorbayı içenler, öksürük derdinden muzdarip ise, öksürüğü şıp diye kesilirdi. Eğer iştahsızlık sorunu çekiyorlarsa, çorbaya eklenecek acı biber, iştahı açacaktı. Mide ağrısı çekenler ise, bu çorbayı daha az acılı içmeli hatta mideye iyi gelmesi için çorbaya pişirilme aşamasında biraz süt katılmalıydı. 
 Aşçı bütün bilgi birikimini o denli ciddiyetle yazmıştı ki bu kağıtlara Umay, bu bilgileri okurken belki kendi derdine de bir derman bulur diye umutlandığı bile oluyordu.  İşin en eğlenceli yanı da aşçının bazı metinlerin sonunda yazdığı şiirlerdi. Bazen yemeğin tarifiyle uyumlu gazeller yazıyor ve kendi yaptığı yemeklerin lezzetinden, şifasından, padişahtan nasıl övgü aldığından, valide sultanın veya padişahın kız kardeşlerinin, eşlerinin yemeklerini nasıl da beğendiğinden bahsetmeyi ihmal etmiyordu.

   Belgelerin arasında eski tapular, divan şiirinden seçmeler, bitkisel ilaçların hazırlanışı, dini metinler, seyahatname sayılabilecek gezi yazıları, düğün şenliklerini anlatan surname adı verilen eski yazılar, İstanbul’un 1500’lü yıllardaki yaşamı hakkında bilgiler vardı. Bunların üslubu ve yazım şekli aşçının yazdıklarından daha farklıydı. Aynı kalemden çıkmadıkları çok belliydi. Üstelik bu çevirilen belgelerin hiç biri işlerine yarayacak önemli bilgileri içermiyordu.  Yani araştırmanın sonunun nereye varacağı hiç belli değildi.


  Umay sabırla bu anlamsız belgeleri çeviriyor ve işten arta kalan zamanlarda da profesörle aralarında daha büyük bir samimiyet gelişiyordu. Bu işin en karlı kısmı da buymuş gibi geliyordu zaten. Profesör o kadar hoş sohbet eğlenceli biriydi ki her anlattığı şey Umay’a bir masal gibi gizemli ve büyülü geliyordu. 

 Profesör yaptığı araştırmaları, okul yıllarını, öğrencileriyle arasında gelişen diyalogları,  seyahat ettiği ülkeleri anlattıkça Umay bunlardan çok etkileniyor, gün geçtikçe bu gizemli adama içten içe bir hayranlık duymaya başlıyordu.  Profesörün  de onu sohbet edip, anılarını anlatacak kadar samimi ve yakın bulduğu kesindi. Bazen çalışarak geçirilen bunaltıcı yaz günlerinin akşamlarında veya sabahları profesör yeni uyandığında birlikte içtikleri kahveler dostluklarını pekiştiriyordu. 

 Artık yaz tatili geldiği için profesör üniversiteye ders vermeye gitmiyordu. Bazen tüm gün ofiste kalıyor, metinler hakkında birlikte çalışıyorlardı. Bu süre zarfında Umay, artık profesörün kahve zevkini iyice öğrenmiş, ofiste kahveleri kendisi yapıyordu. Yani ilk gün üzerine bastıra bastıra “Burada kahveleri ben yaparım!” diyen profesör, Umay’ın kahve yapmasına izin vermeye başlamıştı.  Acaba profesör onun yaptığı kahveyi gerçekten beğeniyor muydu yoksa sırf Umay kırılmasın diye beğeniyormuş gibi mi yapıyordu? İşin bu kısmı tam bir muammaydı işte…
          

    Ofisin kapısı açtığında her zaman alışkanlığı olduğu üzere gözü konsolun üzerinde duvarda asılı duran antika saate ilişti. Saat ona çeyrek vardı. Niyeti profesör uyanmadan mutfağa geçip kahveleri hazırlayarak kurabiyeler eşliğinde bir sabah sohbeti ortamı hazırlamaktı. Ama içeri girdiğinde bunun için geç kaldığını anladı. İçeriden yükselen Vivaldi’nin Dört Mevsim eserinin yaz bölümü  ve mutfaktan gelen kahve kokusu onu şaşırtmıştı aslında... 




  Tam bir klasik müzik aşığı olan Profesör her zaman olduğunun aksine o sabah erken uyanmış, ofisin camlarını ve perdelerini açmış içeriye temiz hava dolarken kahve makinesini ayarlamış ve Dört Mevsim eserinin yaz bölümünün presto kısmının insanın içine neşe dolduran hareketli tınısıyla ile yeni güne “merhaba” demeyi tercih etmişti. Tüm bunlar yeterli derecede şaşırtıcı değilmiş gibi bir de o sabah tıraş olmuştu. Profesörü uzun zamandır darmadağın saç ve sakallarla görmeye alışkın olan Umay bu gördüklerine çok şaşırmıştı.

  Sıradan zamanlarda profesör öğlene kadar uyur, Umay ofise gittiğinde sessizce bilgisayarın başına oturur ve o uyanıncaya dek klavyenin tuşlarına bile yavaşça basmaya çalışarak, belgeleri okur ekrana geçirirdi. Üniversite tatile girdikten sonra profesör artık iyice geç uyanıyordu. Geceleri de kimi zaman sabaha kadar uyumadan, hiç bıkmadan, usanmadan belgelerle uğraşmaya devam ediyordu. Anlaşılan o ki bugün profesörü uyku tutmamış ve erken uyanmıştı. 

   Acaba profesör dün gece çalışırken belgelerle ilgili önemli bir gelişme mi kaydetmişti?

"Hayırdır inşallah!" dedi Umay içinden...

Dertli dostum’u şu hesaplardan takip edebilirsiniz: Facebook - Twitter - Instagram

Benzer İçerikler

21 yorum

  1. Profesörün bu ani değişiminin nedeni ne ola ki??? Belgelerdeki gizemi merak ederken üstüne bir de profesörün bu beklenmedik değişimi merakımı ikiye katladı.
    Yine enfesti ve hikayenin devamına Vivaldi eşliğinde devam etmek ayrı bir tat bıraktı. Teşekkürler. Kaleminize sağlık :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Spoiler vermiş gibi olmayayım şimdi ama belki aralarında hafiften duygusallık başlar. :) Vivaldi'nın Dört Mevsim'i ve özellikle Summer kısmı en sevdiğim klasik müzik eserleri arasındadır. Yeri gelmişken paylaşayım istedim. Beğenmenize çok sevindim. Devamı en kısa zamanda gelecek. Teşekkürler. :)

      Sil
  2. Gülhan hanım Umay sonunda kitap olacak sonunu da sabırsızlıkla bekliyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kitap olacak evet, ama bunun için kitabı son haline düzenlemeliyim. Bir ara başlamıştım yine yarım kaldı. Bakalım kısmet artık ama bir gün bu niyetim var kesinlikle. Beğenmenize çok sevindim. Teşekkürler.

      Sil
  3. Sabırsızlıkla beklyorum yazılarınızı

    YanıtlayınSil
  4. Blogunuzu yeni farkettim ilgiyle takip edecegim başarılar dilerim

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, ben de hemen gelip ziyaret edeceğim sizi. :)

      Sil
  5. Bu aralar bloglardan uzak kaldığım için çok ayrıntılı okumalar yapamıyorum ancak çalışmalarınızda başarılar dilerim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Farkındayım bu ara pek buralarda değilsiniz Fatih Bey. Teşekkürler yorumunuz için. :)

      Sil
  6. Umay ile Profesör arasındaki diaologları okuyunca,aklıma Harrison Fordun "indiana jones kutsal hazine avcıları" serisi geldi..Eski zamanlara gitmesi,gizemli belgelerle uğraşmaları çok gizemli ve heyecan katıyor romana..Profesörün kendisi gizemle dolu😊

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İndiana Jones serileri çok güzeldir. Ne güzel bir benzetme yaptınız. :) Vallahi çok keyiflendim. :) Ben severim böyle gizemli konuları, başarıyla uygulamışsam ve sizler de beğendiyseniz ne mutlu bana. Çok teşekkürler keyifli yorumunuz için. :)

      Sil
  7. hımmmmm bu bölüm geçiş bölümü olmuş, bişi olcak diye bekledim olmadıı, bu bölüm arka plan betimleme bölümü olmuş, zaten olaydan çok o yazdığın detaylar daha güzel beee :) şişlideki pastane hangisi ki, pelit mi yiaaa :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Deep'çim bu bölüm aslında karakterlerin konuşmaları aracılığıyla Umay'ı daha yakından tanımaya yönelik olacak. Aslında olay ilginç ama buradan yayınlayınca kesik kesik ve hızlı ilerlemiyor gibi görünüyor. Bir de ben bazen çok uzun aralıklarla yayınlıyorum bunu. Bu sebeple daha da uzuyor gibi hissediliyor. :) Şişli'de valla Pelit olabilir tabii. Güzeldir orası. :)

      Sil
  8. Yazının bir bir bölümündeki minik bir detay yazının bütününe olağanüstü keyif katıyor. Vivaldi'nin Dört Mevsimi aldı götürdü beni. Hani çorbaya katılınca ilave lezzet verecek baharat misali. Çok kıymetli katkısı olmuş. Zira gizem dolu paragraflar arasında klasik müzik çok zarif olmuş. Kutlarım. Okuyucunun vakti yok malum biz bloggerların ciddi rakibi olan diğer sosyal medya mecralarından çalınan zamanı bize ayırıp yazılarımızı okuyorlar. Onlara böyle güzel sürprizler yapmak elimizi güçlendirir diye düşünüyorum.

    Hikaye gizemi, heyecanı zengin tarihi geçmişi ile hayli keyifli gidiyor. Naçizane bir tavsiyemdir baştaki özet geçmiş bölümleri anlatıyor buraya kadar güzel. Fakat hikayeyi en baştan okumak isteyenler olursa hikayenin tam metnini de sayfamızda bulundurmak gerekir diye düşünüyorum. Misal ben bölüm bölüm geçmişe dönmek yerine tamamını bir kez daha okumak isterim. Karar sizin tabi.

    Kaleminize kuvvet Gülhan hanımcım. İyi iş çıkıyor. Beğenerek okuyorum. Bir parça heyecan ve gerilim de olsa tadından yenmeyecek sanki.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Taner Bey, merhaba. Sizin yorumlarınızı okumak da benim için ayrı bir keyiftir. :) Yazıyı gerçekten okuyup, gereken değerlendirmeyi içtenlikle yaparsınız hep.:) Heyecan ve gerilim olacak aslında ama buradan oldukça uzun aralıklarla yayınlıyorum kitabın parçalarını ve olay hızlı ilerlemiyor gibi hissediliyor. Kötü adamımız var mesela, geçen bölümlerde yalnızca bir telefon konuşmasında görmüştük onu. İlerleyen bölüme dahil olacak kendileri.:) Hikayenin tam metni, siz söyleyince laptoptaki dosyaya dönüp baktım, şu ana kadar otuz beş Word sayfası yayınlamışım.:) Takdir edersiniz, bu uzunlukta bir metni hiç kimse okumak istemez buradan. Ama bu projemi kitap olarak bastırdığım zaman söz ilk size göndereceğim. :) Daha o aşamaya gelmedim. Metnin tamamının düzenlenecek bir sürü yanı var. Bu yıl coronadan, depremden, meteor taşından ölmez sağ kalırsam, en kısa zamanda gerekli düzenlemeleri halletmeyi planlıyorum :) vivaldi'ye gelince, ben klasik müziği severim. Yeri gelmişken de videosunu paylaşayım istedim. Beğenmeniz beni çok sevindirdi. Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Ben de sizi uzun zamandır ziyaret edemedim. Bakalım yeni hikayeleriniz var mı, gelip okuyacağım paylaşımlarınızı. Hoşçakalın...

      Sil
  9. Yazınızı keyifle okudum, devamını merakla bekliyorum,kaleminize sağlık

    YanıtlayınSil
  10. Ellerinize sağlık. Bir solukta okudum :)

    YanıtlayınSil
  11. Umay'ın profesöre olan hayranlığı level atlayacak gibi duruyor, kahve kokusuyla aşk kokusu şimdilik birbirine karıştığı için tam anlayamadım:)

    YanıtlayınSil

Popüler Yazılar

Bizi Facebook'ta Takip Edin

Subscribe